30 Temmuz 2010 Cuma
Bu yazı epey kişisel baştan söylemeliyim, hiçbir sosyal içeriği,mesajı zımbırtısı yok,gecenin köründe kimseye söylenemedim ve buradayım işte. Beynim örümcek ağlarıyla kaplandı benden beklenense örümceği yerine koymak. İnsan karmaşıktır, hepsi birbirinden farklıdır şu bu tamam biliyorum bu zırvalıkları, sadece düşünce okuyamamak ne zor. Yalan söylemek için herhangi bir nedeni olmayan ve yeterince net olduğunu bildiğiniz bir insanın sözüne inanır mısınız?Ya önceki doğruları şu an gerçek sayılanı zan altında bırakıyorsa. İşte çıkmaz burada, bu düğüm nasıl çözülür? Elbette konuşmak tek yapılabilecek şey ancak bundan tatmin olmak zor. Şimdiki zaman, geçmiş zaman, yakın geçmiş zaman tüm zaman mevhumları birbirine karışmış zihnimimi talan ediyor ve ben üzerine düşünemeyecek kadar tembelim. Olurya düşünürsem derken kendimi hoop içinde buluyorum. Sonuç:kendini değersiz hisseden ve hesapsız kandığı için kendine şöyle bir saydıran küçük hanım....
29 Temmuz 2010 Perşembe
YENİ EROZYON ADAYI
Yanlış falan yazmadım hemen etiketlemeyin adamı canım,okunduğu gibi yazdım.Komik oluyormuş cidden, herneyse ben adayımı koydum arkadaş Trt'yi arayıp bastırıcam bakalım ne olucak?Manga iyi olmuştu tabi,onca politikanın arasından gene iyi sıyrılıyoruz vallahi.Heh ne diyordum adayım "Umut Kaya" . İlk duyduğumda pek karakteristik gelmişti sesi ve bu sesin en az 35'lik bir abime ait olduğunu düşündüm nedense ancak daha taze çıktı kendisi.
Adam da tarz var,müzik var hem bir yol tutturmuşlar üzerine güzelce yazıyorlar,hem gazetede şurda burda da görmedim yanisi işini hakkıyla yapıyor daha ne? Yalnız zorlama olunca ıkına ıkına garip parçalar çıkarabiliyor sanatçılar- geçmişin lekelerinin de gösterdiği üzre-.Yok yok yapmazlar bi daha TeReTe al şu çocukları yamacına...
Ah bu arada müzik tarzına ne ad versem diye düşünmemiştim ama "alaturka rock" deniyormuş-nitekim yerinde olmuş-ve "yanıma yataydı" ,"mevsimler geçerken","mor yazma" gibi fazlaca duyulan şarkıları yanında ,"bana kelime yapma ","senin", "rakı", "anma arkadaş -coverladıkları-" gibi parçaları da gayet hoş seslendirmişler...
Adam da tarz var,müzik var hem bir yol tutturmuşlar üzerine güzelce yazıyorlar,hem gazetede şurda burda da görmedim yanisi işini hakkıyla yapıyor daha ne? Yalnız zorlama olunca ıkına ıkına garip parçalar çıkarabiliyor sanatçılar- geçmişin lekelerinin de gösterdiği üzre-.Yok yok yapmazlar bi daha TeReTe al şu çocukları yamacına...
Ah bu arada müzik tarzına ne ad versem diye düşünmemiştim ama "alaturka rock" deniyormuş-nitekim yerinde olmuş-ve "yanıma yataydı" ,"mevsimler geçerken","mor yazma" gibi fazlaca duyulan şarkıları yanında ,"bana kelime yapma ","senin", "rakı", "anma arkadaş -coverladıkları-" gibi parçaları da gayet hoş seslendirmişler...
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Aşağı in de yeryüzüne bak ...
Benmerkezci , egoist, bencil, kibirli,kırıcı, hükmedici, oyunbozan, duyarsız ve bunun gibi ne kadar sıfat varsa hepsine dahil olduğunuzu hissettiniz mi hiç? O kadar "ben"ininize inebildiniz mi? O kadar "ben" olabildiniz mi?
Halâ kabullenemesem de beynim duygusuzca kırbaçlıyor direnen benliğimi. Yeter diyor yeter artık! Kendini bir an olsun düşünmekten vazgeçsen ne olur? Bir an olsun af diletmektense affetsen ne olur?
Gurur dediğini cebine tıkıp, başını kuma gömmesen ne olur? Ölür müsün? Bir insandan değerli mi yaptıkların? On kişiye iyi davrandın bir kişiyi paramparça ettin adalet mi? Suçlu aramayı bıraksana artık , ömrün şüpheyle, güvensizlikle geçer mi? İki dakika gözünü kapasan sırtından mı vururlar seni? Çekmeden kim seni çeker he kim! Dünya kötü oldu dediler diye bulutlarda mı yatacaksın? Bas artık ayağını yere, bas! Toprakta kirlen, kırıl, parçalan insan değil misin? Koş artık ,durmadan koş! Ayağın kanasa ne olur kalk artık kalk!
Halâ kabullenemesem de beynim duygusuzca kırbaçlıyor direnen benliğimi. Yeter diyor yeter artık! Kendini bir an olsun düşünmekten vazgeçsen ne olur? Bir an olsun af diletmektense affetsen ne olur?
Gurur dediğini cebine tıkıp, başını kuma gömmesen ne olur? Ölür müsün? Bir insandan değerli mi yaptıkların? On kişiye iyi davrandın bir kişiyi paramparça ettin adalet mi? Suçlu aramayı bıraksana artık , ömrün şüpheyle, güvensizlikle geçer mi? İki dakika gözünü kapasan sırtından mı vururlar seni? Çekmeden kim seni çeker he kim! Dünya kötü oldu dediler diye bulutlarda mı yatacaksın? Bas artık ayağını yere, bas! Toprakta kirlen, kırıl, parçalan insan değil misin? Koş artık ,durmadan koş! Ayağın kanasa ne olur kalk artık kalk!
27 Temmuz 2010 Salı
Cansız manken , kırmızı ve yavrucak
Kadın olmak zor arkadaş, zor işte çilesi de konuşmak istediğim konu bu değil. Geçen gün her zaman ki yol hattımda ve her zaman ki saatlerde minibüsümle birlikte trafik yüzünden yolda oturmuş bekliyor idik. Minübüs insanlarıyla camdan dışarı bakıp olur ya değişik bir vukuat görürüz diye bakar iken bir veledül kızın giyim mağzasının cansız manken hatunuyla cebelleştiğini farkettik.
Minik kızımız cansız bedenin giysisini çekiştir çekiştir ediyordu ve mankenin bir kısmını açıkta bırakmayı başardı, hepimizi güldürecek bir kısmını...Sonra bu veledül yavrucak yan dükkanın masaları arasına koştu ki yavaşça yaklaşan dükkan sahibi bayın şerrine maruz kalmasın. Tabi cin göz sahibimizse anında mankeni düzeltip kızımızın bulunduğu yere doğru kırmızı lazerli bir bakış fırlattı ki mazalllah minübüsümüzü dahi yakacaktı.
Yavrucak şanslıydı ki ailesi karşıdan karşıya geçiyordu ve mağaza bayının dürten bakışlarına nanik yapıp minübüse doğru gülümseme isabet ettirerek ablasının tişörtüne yapıştı. Mağaza bayı ise kırmızının güzel tonlarında içindekilerle birlikte dükkanı bomlatacaktı ki gelen velinimetine ayıp olmasın diye içinde patlattı ve trafik açıldı. Yüzlerimizde kalansa kocaman tebessüm...
Minik kızımız cansız bedenin giysisini çekiştir çekiştir ediyordu ve mankenin bir kısmını açıkta bırakmayı başardı, hepimizi güldürecek bir kısmını...Sonra bu veledül yavrucak yan dükkanın masaları arasına koştu ki yavaşça yaklaşan dükkan sahibi bayın şerrine maruz kalmasın. Tabi cin göz sahibimizse anında mankeni düzeltip kızımızın bulunduğu yere doğru kırmızı lazerli bir bakış fırlattı ki mazalllah minübüsümüzü dahi yakacaktı.
Yavrucak şanslıydı ki ailesi karşıdan karşıya geçiyordu ve mağaza bayının dürten bakışlarına nanik yapıp minübüse doğru gülümseme isabet ettirerek ablasının tişörtüne yapıştı. Mağaza bayı ise kırmızının güzel tonlarında içindekilerle birlikte dükkanı bomlatacaktı ki gelen velinimetine ayıp olmasın diye içinde patlattı ve trafik açıldı. Yüzlerimizde kalansa kocaman tebessüm...
17 Temmuz 2010 Cumartesi
Coming soon...

Pek yakında yazmaya devam edebilceğim, çok mu kesin oldu? Buna dair umutlarım yüksek diyeyim o zaman. Hayat akışı yoğun vs. gibi klişeleri kullanmayacağım , bir şekilde yazamadım işte yazmadım. Şunu söylemeliyim ki sıcak ekmek yemeyi ne kadar özlediysem blogumu da öyle özledim -sağlıklı beslenme, haydi az ekmek yemece, amanın azı da beyaz ekmek olmasın zırvalıkları uğruna sıcak ekmeğin arasına yatırılmış peynirden oldum beh!-.
Ne diyordum efendim şimdi okul biter bitmez seyahat çelebi modunda epey gezmenin vicdan azabıyla yazım da boş geçmedi yahu diye sallamak için başladığım stajım halen devam etmekte.Sabır, erdem ve bunun gibi özellikler daha ne kadar süreceğini belirleyecek bu da demek oluyor ki uzun bir süre olmayacak -zira sabır taşının küfrü bastığı insanlardanım- . Çalıştığım iş hakkında uzun bir makale yazayım mı? Hiç sanmıyorum, ben de öyle düşünmüştüm. Neyse ne diyorduk , hımm yazacaklar birikti fakat beynimde istirahat halinde olmalılar şu vakit. Fotoğraflı ,cıngıl bıngıl bir kaç yazı hazırlamayı düşünüyorum. Aralık'ta sinemalarda ...Ah, sinema demişken Nicholas Cage'e kendinden mahrum bırakmadığı için sinemayı şöle büyüğünden bir teşekkürler. Fantastizm hayranlığını mı zekasını mı bayıldığım oyunculuğunu ve duruşunu mu övsem bilemedim, ondan sebep konuyu değiştiyorum.
Bu arada yorgunluğum hayallerimi azaltıyor hasta mı oluyorum acaba? Hem jelibonu da bıraktım , zaten canım sıkkın.Geliş yazısını kısa tutmak lazım, ben filmime bakayım azıcık vaktim var iken...Yakın zaman içinde görüşmek üzere...
1 Haziran 2010 Salı
BİR SONBAHAR GELMİŞ YAZIN SICAĞINA...
yeni yine kırılmalar,kendinden geçmeler ve dünyanın cızlatan yönüne dönmeler...bu saatten sonra bunu yapabilecek olansa ancak dostlar ,dostum sayılanlar.bu saatten sonra parçalanacağım belki yegane varlıklar.en azından böyle düşünelesiler.nedense vazgeçilmeyesiler.belki vazgeçebilenler belki bu yüzten sızlatabilenler.neden aynadaki halimle kalplerinde değilim?neden göremiyorum kendimi gözbebeklerinde?yok muyum aslında?varlığım hissettirmedi mi?sevgim hissedilmedi mi?kör olan ben miyim?önemsendiğimi zannetiğim zirve düşüşüme neden belki...sevdiğim akşamın sabahına gömülmek denir buna.buna ne dendiği de önemsiz belki.insan geçmişimin yığınlarından tepecikler yaptım kendime.farkedemedim çukurlarını.gözlerimin kuyusundan gözükmüyordu ,su tertemiz, berrak sanıyordum. bilemiyordum.kimin neresinde olduğumu göremiyordum.minicik çağlayanlar hüzülerini akıtıyorlar bu defa ,sertçe dökülüyorlar kırıkların üstüne,kırıklar deliyor organları ve oluk oluk kan.hoşgeldiniz kırmızı dünya.siyah fonuna arkdaş dünya.ve dostlar çığlık atar.içerdeyse kalıntısı dahi duyulmaz.deldiğin zara ne diye seslenirsin.madem seslenecektin neden ölmeden evvel söylemedin?her şey bir zamanlamadır derler.bu da öyle dostum sseni,sizi ,onları sevmem zamanlama.beni ,onu ,onları hatırlamanız zamanlama.bunu benim anlatmam saçmalık.bunu sizin yapmamanız ihmalkarlık dostlarım.üzgünüm,üzgünüm,bencilliğime üzgünüm.üzdüğüme üzgünüm,sevildiğime emin olamadığımdan üzgünüm,kaba ruhuma üzgünüm,çığırtkan öfkeme üzgünüm,şeytanın vesvesine üzgünüm,bildiğime kımıldayamadığıma üzgünüm.gene kaybettiğime üzgünüm.bana üzgünüm,beni üzgünüm,benle üzgünüm.dostlarıma üzgünüm,dostlarıma seviyorum,dostlarımı üzülüyorum.ben,bana,bizi,hepimizi.sevilerek,severek,unutarak yaşıyorum.unuttukça yaşıyorum.unutamadığım için acıyorum.unutamadıkça büyüyyorum.büyüdükçe yaşlanıyorum.yaşlandıkça ölüme gidiyorum.sondan değil son olmadan bitmekten korkuyorum....
22 Mayıs 2010 Cumartesi
'KENDİ' İtirafı 2:
Bazen öyle şeyler keşfediyorum ki ,yaptıklarımın,istediklerimin basitliği karşısında yıkılıyorum.Yine de öylesine kalakalıyorum ki yerimde ,az önce kınadığım kendimin istifini asla bozmuyorum.Her şeyi bildiğimi zannediyorum.Ve bazen kbirimden ölüyorum.Bazense yaratanın benden pişman olduğunu düşünmek düşüncesi içimi çok acıtıyor.Hiçmişim gibi,geldiğim dünyaya zerre yararım yokmuş gibi.Hayatta kimseyi bir kere bile gülümsetmemişim gibi.Yaptığım iyilik varsa da ,hemen ardından içine etmişim gibi.
Çocukluğumu içimden asla atamayacakmışım gibi.Benden nefret edenleri asla bilemeyecekmişim gibi ya da sevenlerimden asla emin olamayacakmışım gibi.Önemsediğim anda elimden kayop gidecek şey için asla yola çıkmayacakmışım gibi.Çıkarsam da benden olacakmışım gibi.Saygısız ellerim bir pastanın tepesindeki çileği asla haketmeyecekmiş gibi.
Aslında çileği hiç sevmemişim gibi.
Küçümsemek mesleğim olmuşken,uykuda olduğumu farkedememişim gibi.Sanki hiç anlaşılmamışım,sözcüklerim uzay boşluğunda kendilerini kaybetmişler ve delirmişler gibi.Belki de ne söylediğimi,ağzımdan çıkanları hiç bilmemişim gibi.Güzel sözcükleri hiç haketmemişim gibi.Hantal bedenimin layıkı dünyaymış gibi,dünyanın en çirkin yeriymiş gibi.Koca kafamın(!) içinde neler döndüğünü asla biri farkedemeyecekmiş gibi.
Ve bütün bunlar havada kalan yağmur rutubeti ve ferah karanlığın hürmetine yazılmışlar gibi.Sanki hiç yazılmamışlar gibi...
Çocukluğumu içimden asla atamayacakmışım gibi.Benden nefret edenleri asla bilemeyecekmişim gibi ya da sevenlerimden asla emin olamayacakmışım gibi.Önemsediğim anda elimden kayop gidecek şey için asla yola çıkmayacakmışım gibi.Çıkarsam da benden olacakmışım gibi.Saygısız ellerim bir pastanın tepesindeki çileği asla haketmeyecekmiş gibi.
Aslında çileği hiç sevmemişim gibi.Küçümsemek mesleğim olmuşken,uykuda olduğumu farkedememişim gibi.Sanki hiç anlaşılmamışım,sözcüklerim uzay boşluğunda kendilerini kaybetmişler ve delirmişler gibi.Belki de ne söylediğimi,ağzımdan çıkanları hiç bilmemişim gibi.Güzel sözcükleri hiç haketmemişim gibi.Hantal bedenimin layıkı dünyaymış gibi,dünyanın en çirkin yeriymiş gibi.Koca kafamın(!) içinde neler döndüğünü asla biri farkedemeyecekmiş gibi.

Ve bütün bunlar havada kalan yağmur rutubeti ve ferah karanlığın hürmetine yazılmışlar gibi.Sanki hiç yazılmamışlar gibi...
'KENDİ' İtirafı 1:
Ne olduğunu bilmiyorum,sanırım sadece yaşıyorum.Öylesine bencilim ki bunu kendimde hararetle farkedebildim.Bana mutluluk getirmeyecek hiç bir adıma ,bir başkasının mutluluğu adına yanaşmamak.Özveri,hoşgörü gibi kavramları rafa kaldırıp.yerine koca bir boşvermişlik kavramını,duyarsızlığı getirmek.
Taş olduğumu sanıyorlar,kimseyi önemsemeyen ,insanları oynatmak isteyen ya da onların üzerine kahkahayı basan .Fakat öyle değilim,lanet okumak istemiyorum ama kahretsin ki öyle biri değilim.İçimde olanlara aldırış etmiyorum sadece,sürekli fırtınalı bir denizde yol alır gibi bir aşağı bir yukarı gidişlerden,ruhun bir dibe,bir ışığa doğru sallanıp dengesizleşmesinden bıktığımdan.
Gülüşlerim tıpkı duvardaki tek kat sıvalar gibi,dışta kalmış ve çatlakların üzerine perde olmuş.Ve öylesine yapışmışlar ki tuğlalara,içeride olanları ben bile göremez olmuşum.Gömmüşüm saatlerimi,akıp duran en yararsız hayallerime,gerçekleşmesi rüyalarda mümkün düşüncelere.Düşünmemenin rehavetini hissetmek istemişim,fikir denizinde kurbalağama ve çeşitli şekillerde kulaç atarken.Sana ne olduğunu hatırlamıyorum.Tek bildiğim şu an yüzmeyi bilmediğim.Bilmediğim sularınderinlerine yaklaşmakta tereddüt bir yana,ona ayaklarımı bile sokmuyorum.Ayaklarım yokmuş,kollarımı hissetmiyormuş gibi davranıyorum.Ne yapıyorum?Neyin acısını,acısızlıktan çıkarıyorum?Ben kim oluyorum da bana ,bunu yapıyorum.Her şeye rağmen değerli insanlar var değil mi?Değerli gözle görülemez şeyler...Onları duyumsamak ve nerede tam olarak ne yapacağını bilmek gerçekten gerekli mi?Ateş yakmadan aydınlık göremeyecek miyim?Sönmüş meşaleye ne gerektir ki?Ya da gaz lambası halâ kullanılıyor mu ki?
Taş olduğumu sanıyorlar,kimseyi önemsemeyen ,insanları oynatmak isteyen ya da onların üzerine kahkahayı basan .Fakat öyle değilim,lanet okumak istemiyorum ama kahretsin ki öyle biri değilim.İçimde olanlara aldırış etmiyorum sadece,sürekli fırtınalı bir denizde yol alır gibi bir aşağı bir yukarı gidişlerden,ruhun bir dibe,bir ışığa doğru sallanıp dengesizleşmesinden bıktığımdan.Gülüşlerim tıpkı duvardaki tek kat sıvalar gibi,dışta kalmış ve çatlakların üzerine perde olmuş.Ve öylesine yapışmışlar ki tuğlalara,içeride olanları ben bile göremez olmuşum.Gömmüşüm saatlerimi,akıp duran en yararsız hayallerime,gerçekleşmesi rüyalarda mümkün düşüncelere.Düşünmemenin rehavetini hissetmek istemişim,fikir denizinde kurbalağama ve çeşitli şekillerde kulaç atarken.Sana ne olduğunu hatırlamıyorum.Tek bildiğim şu an yüzmeyi bilmediğim.Bilmediğim sularınderinlerine yaklaşmakta tereddüt bir yana,ona ayaklarımı bile sokmuyorum.Ayaklarım yokmuş,kollarımı hissetmiyormuş gibi davranıyorum.Ne yapıyorum?Neyin acısını,acısızlıktan çıkarıyorum?Ben kim oluyorum da bana ,bunu yapıyorum.Her şeye rağmen değerli insanlar var değil mi?Değerli gözle görülemez şeyler...Onları duyumsamak ve nerede tam olarak ne yapacağını bilmek gerçekten gerekli mi?Ateş yakmadan aydınlık göremeyecek miyim?Sönmüş meşaleye ne gerektir ki?Ya da gaz lambası halâ kullanılıyor mu ki?
11 Mayıs 2010 Salı
müzik başlasın ve akan zamanı sorgula
Kan akışı son hız ve yine başlasın müzik ve yine aynı nakarat,anlamıyorum hiç bir şey ve sadece zevk alıyorum bu anlamsız tınılardan,aklıma gelmiyor üzücü yada gereksiz hiçbir şey ve çekmiyorum bilmediğim şeylerin acısını.uyuyorum bu ritme ki kapılayım akışına.biraz gıcırtılı bir gırtlak ve hoş bir gitar işte şimdi tüm olan bu ve dünyayla birlikte dönüyorsun sadcee ritmini duyuyorsun ve düşünmüyorsun,düşünmüyorsun.kim var yok umrunda değil.ha ha ha insanların önem verdiği gereksiz ayrıntılar,hayatlarını heba ettikleri gereksiz kişiler,duygular.bütün bunların önemi yok sadece senin ne istediğin önemli ,amacın önemli ,amacına takoz olacak her şeyse uçsun gitsin dünyandan ya da ezebilirsin seni zorlarlarsa merak etme kabalık değil bu sana yapacakları yanında,sana kaçırtacakları zaman yanında.
Akan şeyden hesap soramazsın öleyse zamanı yakala ve onun sensiz akmasına izin verme.biliyorum az sonra bu kadar etkili gelmeyecek tüm bu olanlar ama gene de felsefen yok olmayacak çünkü gerçekleri biliyorsun,yaptığın hatalar canına tak etti bundan daha büyük tecrübe olur mu?ve ve rehberini dinle bırak sana yol göstersin,çünkü tüm yaşadıklarından sonra göreceksin ki sen oyun tahtasındaki piyon olmaktan ancak bu rehberle kurtulursun yoksa sadece öne doğru birer kukla gibi hücuma sürüklenirsin ya da bir anda yenilirsin,ham edilirsin.dinle ve sadece oku,öğren ve yolunu bul.bul ki yaratanın seni yarattığına şükrünü sun,geç olsa da bul,izin verme şeytana geçmiş geçmiştir de ve geç,biliyorsun o hep senin geçmişini dünyan yapacak,bundan sonrasını kurtaramazsın diyecek ama o ne bilir ki içine bak içine bak içine bak!
9 Mayıs 2010 Pazar
Herkesin İçinde ...
Hayallerin,fantazilerin ya da adına her ne diyorsak tehlikeli olabileceğini düşünmemiştim.Belki de içten içe biliyordum ama itiraf etmemiştim.Şimdi bildiğim halde çıkamıyorum.Gerçek dünyadan kaçmak için bulduğum bir yol daha.Düşündüğüm şeylerin sorumluluğunu almak zorunda değilim,acısını çekmek zoruda değilim ve o anlıkta olsa mutluluğunu düşünebilirim.Yani çekici olan tarafı buydu en azından.Bu o matrix dünyasına alışıp da gerçek dünyayı yadsımak gibi.Şimdiyse bunu yapmakla ne kadar hatalı olduğumu düşünüyorum.Bir yanım halâ saplantılı ,diğer yanımsa çırpınıyor.Bilmiyorum tamamen döndüğümde haberim olur sanırım.O zamana kadar dünya daha iyi bir yer olsa iyi olur.
Otizm nasıl bişi acaba,bilinmeden girilen ve bilinçsizce orada ,mutlu olduğu sanılan ,belki hiç çıkamayacak olan.Neyse bu kadar ağır düşünmeme gerek yok,en azından inanç olmasa insanın kendini kaybetmesi çok daha kolay olurdu diye düşündüm.
Tutunacağımız,yalvaracağımız,ağlarken dua edeceğimiz ...Bazısı içinde olsa da inkâr eder ama pek çoklarını haLâ ayakta tutan budur,henüz bilmeseler de...Biliyor musunuz,ne yaparsak yapalım,ne yaşarsak yaşayalım ve nerede tıkanıp kalırsak kalalım ulaşacağımız yer belli.O yüzden şimdiden bilmek ya da bilmeyi bilmek gerekli sanırım.Her zerre için şükürler olsun,bunu itiraf edebildiğim için de ve henüz o ''insan''olamadığım için üzgünüm,dilerim buna ulaşmadan gitmem bu dünyadan.Bugünkü dileğim de bu olsun ve herkese selam olsun.
Otizm nasıl bişi acaba,bilinmeden girilen ve bilinçsizce orada ,mutlu olduğu sanılan ,belki hiç çıkamayacak olan.Neyse bu kadar ağır düşünmeme gerek yok,en azından inanç olmasa insanın kendini kaybetmesi çok daha kolay olurdu diye düşündüm.
Tutunacağımız,yalvaracağımız,ağlarken dua edeceğimiz ...Bazısı içinde olsa da inkâr eder ama pek çoklarını haLâ ayakta tutan budur,henüz bilmeseler de...Biliyor musunuz,ne yaparsak yapalım,ne yaşarsak yaşayalım ve nerede tıkanıp kalırsak kalalım ulaşacağımız yer belli.O yüzden şimdiden bilmek ya da bilmeyi bilmek gerekli sanırım.Her zerre için şükürler olsun,bunu itiraf edebildiğim için de ve henüz o ''insan''olamadığım için üzgünüm,dilerim buna ulaşmadan gitmem bu dünyadan.Bugünkü dileğim de bu olsun ve herkese selam olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)