27 Nisan 2010 Salı

yazamamaktayım...tek kelime bile.kelimeler her nereye saklandıysa kendilerinden gram koklatmamaktalar.bu rahatsız ediyor mu?belki biraz.yine de yazamamama sebep olan ruh halinden pek şikayetçi değilim...yazmak dilerim yakındır.

26 Nisan 2010 Pazartesi

adsız

huzur,aranan huzur.henüz bulunmamış.görülse kalmaz,görülmese yaşanmayacak.yaşanmadan geçmeyecek.bitmeyecek ömür .huzur-suz bitmeyecek .gece olmadan duyulan hissi .kendini yürür gibi hissedersin gün ışığı doğarken.sesin titrerken dokunamazsın geçen saniyeye.gülüşüne bakarsın ve sert bir bağırtı.kanında olan şey kontrolünde olmasa da aklının bir köşesi hazır.bir şey arkada bıraktığın,asla sahip olmadığın ,özenli hayatın.ha ha bekle rüyalarının gerçekleşmesini ve rüzgara kapıl ki aklın gene hazır.bu sefer ki tını alacak onu yerinden ,çizgiye basmasan da düşeceksin.adım gibi biliyorum bitecek.bitmeyeceksin.

8 Nisan 2010 Perşembe

Anaaa! Yemekteyiz

Show Tv 'deki meşhur ''yapmacıklar yemek yapışıyorlar'' güldürü programından kaza eseri duyduğum bir repliği vermeden edemeyeceğim.Şimdi zavallı toy delikanlının biri rus salatası yapmaya çalışıyor ,akbaba kılıklı kadıncağızın biri de bizim oğlana '' gel şuraya otur da uzaktan savaş yapmayalım ,iyice bi eleştirelim '' diyor.Aynı gaflet ve dalâlet sahibi konserve garnitür kullanan gence ,''niye taze bezelye koymuyosun tamam hadi o neyse dondurulmuş da olurdu,hatta daha iyi olurdu'' diyor.Toy yavrucak da ama ''dondurulmuş konserveden daha kötü değil mi,konserve işte ''diyor.Kadın insanın verdiği cevapla beynimin espri sahanlığı 3 kat genişledi yahu; ''insanları donduruyorlar artık dolayısıyla donmuş bezelye mantıklı''...Şşşş ses yok sadece alkış.

3 Nisan 2010 Cumartesi

İstanbul'da Ulaşım Aforizmaları no:1

Zincirlikuyu Metrobüs Durağı

Saat:12.00 ,13.00 veya 17'ye kadar olan herhangi bir vakit

İlk sıraya gider ve rahatça binersiniz.Trafik kabusuymuş,bilmem neymiş akılınıza bile gelmez.Tıkış-pıkışlıktan bihaber mutlu mesut ilerlersiniz.Hayat aslında ne güzeldir.


Saat:17'den sonra 19.30'dan önce herhangi vakit -bilhassa 18.30-


Artık buranın adı,metrobüs kalınca 1 kuyruğu durağıdır.Cehenneme düştüm sanırsınız,her çeşitten insanı görünce,biraz ittirilip kaktırılınca anlarsınız ki,yaşıyorsunuz.Ve beyninizden tüm süreçte geçen sesli düşünceler şunlardır ya da bunlardan biri mutlaka olacaktır:

Birinci sırada mı eklesem ,ikincide mi?Ayakta mı gitsem çok kalabalık,oturma şansım az?Enayi miyim ilk durakta ayakta kalıcam.Yola çıksam ezilir miyim?Off amma da uzun adam var burada.Tüh,geride dursam binecektim.Teyzeme bak be o bile bindi.Önüne geçtiğimi farketmedi inşallah.Nolur ,kapı önüne denk geleyim, nolur.Üç dediğimde kendimi içeri atıcam.Bu sefer olucak.Geldi işte geldi,adrenalin pompalaması başlasın.Ahh,çantamm,ahh bacağımm ya da ah biyerlerim.İttirmeyin beee.Ben oturcam oraya,önce ben kestirdim.Hmen etrafa bakın.İlk seçenek sağ ve ya sol köşe koltukları.Tamam yanları da olur.Hiç değilse ters köşe olsun,uyurum.Ters köşe yanı mı,neyse hiç değilse oturdum.Ama ters midem bulanıyo benimm yaa.İlk kalkanla yer değiştircem.Atak davran hadiii.Püü ,Allah yer kalmadı gene.Ayakta kaldık iyi mi?Tüm emeklerim boşa gitti.Neyse tutunacağım köşelere gidip yaslanayım.En azından bir koltuk başını tutayım yoksa.Peki ,peki bu seferlik plastik tutmaçlar nasılsa fazla manevra yapmıyor.O da mı yok tamam be kapıya yanaşayım bari.Olamaz bu sefer ortada kaldım.En yakın kişiye bak nereye tutunmuş,heh evet 2 cm boşluk var.Koy elini koy gerekirse o kaldırsın.Ohh,neyse.Müziğin sesini çok mu açtım.Teyze dik dik bakmasana aynı otobüsün fanileriyiz burda.Telefonunla oya,telefonunla oyna dört tarafında çevrili insanlara bakmak zorunda değilsin.Off bu koku da ne Allah cezabı versin emi.Cam yok mu cam.Burası niye sıcak.Kızım sen de kokarca gibi ne süründün bu kadar yaa ?Tutmayın inicem.Daha var mı?Cevizlibağdan sonra hangi durak geliyordu?Ne zaman biticek?Oh,boşaldı bu durakta.Yerimde rahat,neredeyse oturabilirim,heyt be.Neee bir durak mı kaldı?Ben böyle...Yol verin inicem,sinirliyim zaten.Hepiniz yüzünden bacaklarım sızım sızım sızlıyo bee!Kpıya yapışmış hödüğe bak,çekilsene hoop!Ve duracak,duruyor,Allah allah!Ohhh beee!Dünya varmış,hava mis mis.Bay bay zavallı insancıklar,ister balık istifi olun ister sucuk ,home sweet home!

30 Mart 2010 Salı

Nitelikli Yalan Söylenir!


Duyduk,duymadık demeyin nitelikli yalan söyleriz.Evet o en temizimiz en saf görünenimiz bile her an yalan söyleriz.Bakın şuan doğru söylüyorum mesela ama buna da inanılmaz,çıkarımın ne olduğunu bilemezsiniz ki.Belki de sizi etkilemek için hiç inanmadığım şeyler söylüyorum,belki de inandığım şeyleri inanmamışım ki yansıtıyorum bunu da bilemezseniz.Dilin ikiyüzlülüğünü bilseydik hepimiz kalpten giderdik.Hem kendimiz ediyoruz,hem de kendi batırdığımıza şaşırıyoruz bu ikiyüzlülük değildir de nedir yahu?Neyse hep aynı zırvalar değil mi?Hımm,napsak,susamam da,en iyisi siz gidin.
Ben de devam edeyim.Aklıma geldi de, havaalanında valiz kontrolünde ,içini olduğu gibi gösteren ekran var ya o diyorum insanların kalplerini gösterseydi.Sonra da ayıklasaydı,senin kalbin kararmış ''failed'',seninkin de hala umut var ''passed'' ,hey sen sen burada ne arıyorsun dünyada yaşıyor olamazsın,sanırım sigara kullanmıyorsun ondan hımm ''excellent''...

Dil derken ...

Bir anda nasıl yeşermeyi bekliyor o şey.Tek bir dokunuşla nasıl da başını kaldırıyor siz ölüyor sanırken o tatlı arzunuz.Nasıl da insanız halâ ve nasıl da ve nasıl da ve nasıl da...
Kelimelere hapsolmayın gibi bir cümle vardı bir sayfadan takılan aklıma,çünkü sadece onlar değilsiniz ama onlarsız da değiliz değil mi? Freud'un şu ünlü mitine göre ilkel bir kabile şefini yiyor -haklı sebeplerdenmiş-,sonra da suçluluk duygusunu ifade edebilmek için dilini kazanıyor ,sonrasını da kendini tanımlamak için kullanıyor.Bu rivayete göre her şey bir suçluluk duygusuyla başladı.Ne saçma az evvel yaşanan şey kafamı darmadağın etti ama tam da dille ilgili.İnsanların dillerini gebermiş vicdanlarının sesiymiş gibi göstermesine şahit oldum.Ne üzücü...Keşke gerçekten inansaydın söylediklerine kişi.Keşke gerçekten insan olsaydın .Neden böyle olduk ki.Ne zaman kalplerimizle dillerimiz ayrıldı ve acınacak hale geldik.Bilmiyorum sadece üzüldüm işte,üzüldüm.Böylece her şey birden darmadağın oldu,ne yazım tamamlandı ne aklım tatmin oldu.Bitti.

28 Mart 2010 Pazar

Ben Kimim ki?

Uyuyordu.Nefesi öyle sessiz ve yavaştı ki,öleceği korkusu içimi sızlattı bir an ama hayır bu sadece kaybetme korkusundandı.O zaten böyle uyurdu.Ne tatlı ,ona bakmak için mi yaratıldım?Teni yumuşacık,uyandırmaya kıyabilsem ellerim yüzünde dans etmek isterdi.Gülümsüyor mu?Rüya görüyor olmalı.O rüya her ne ise onu kıskandım,çok kıskandım.Her gün aynı şeyleri yaparken ,sıkılmadığım tek aynı şeyimsin.Üzerini örtmeye hakkım varmı?Lütfen ,üşüyeceksin yoksa ,uyanırsan kızma olur mu?Ya sana dalmışken yakalarsan beni.Gözlerini diktiğin an eriyecekken ,sözlerin ondan önce silahı çekerse ve ''hizmetçi parçası,işine baksana ''dersen bana...

TAŞLAR ,ONLAR VAR

Ben yürümeye başlayınca denizlerin üstünde
Karalarda koşanlar durup bana baktılar.
Ben de gittim
Sığınacağım adaları birer birer batırdım.

Demiş Asaf...

Sığınacağım adaları bir bir batırdım evet ,diğerlerini cesaretsizliklerinden ötürü suçlarken ,adım atacağım taşları yitirdim.taşlarım geleceğimdi,taşlarım arkadaşlarımdı,anamdı ,babamdı,hayallerimdi,bir sıcak kahvemdi mahvettim .taş oldum da gene iflah olmadım,ibret almadım .ben insandım ve aklım yetmedi yaratanın taşlara koyduğu manaya.ve üzülürüm gidersem taşları görmeden bu dünyadan .

27 Mart 2010 Cumartesi

üzgünüm

Ya sevdiğim filmleri ve sezon dizilerimi izleyecektim ya da kafamı buraya gömecektim,ilkini seçtim bir süredir üzgünüm.Sanki çocuğuma kötü davranmışım gibi hissediyorum.Bahanelerime -yoğundum,şunum vardı...-sığınmıyorum onlar hep vardı,sadece kış mevsiminde yoğunlaştırdığım aklımı ferahlatıyorum,belki daha az düşünüyorum ama daha fazla nefes alıyorum.Şimdiyse mecburiyetlerin sırası,okuduklarımı belli süreler dahilinde bir kağıdı püskürtme sırası, haydi hayırlısı...Ama unutmadım aklımdasın.

9 Mart 2010 Salı

SEN

''Sen '' ne kadar da içimden gelen bir kelimesin.Yüklemlerimde saklanman bile hissini yok edemez.Sen bir şekilde varsın ve''sen'' hayatımdaki konumun seni yücelttiği sürece daha da senleşeceksin .Sen hem içine başka bir varlık almayacak kadar bencil ve biricik,hem de herkesin içinde seçilebilecek kadar elcil ve genelsin.''Sen'' bir yerlerde ateş böceği gibi kendini göstermek için çırpınmaktasın.Sen küstahlığın ne zaman peçen olmazsa o zaman gerçek ''sen'' olacaksın .Sen gerçek olduğundaysa ,benle bir olacaksın,benliğin kaybolmayacak ana bütünün ahenginde sen,seni unutacaksın...