Dünyaya kendimizi anlatmak için gelmedik bu sözü hep haykırmak istiyorum...bin defa on bin defa kafa alıp da delininceye kadar, bu sözü anlayana kadar , kafalarına kazıyana kadar. yeter deyip bırakmak istiyorum, insanlarla uğraşmayı , hemen pes etmek, korkaklığımdan ölesiye korktuğumdandır geri çekilmiyorsam hâla. Korku yanında bi sürü gereksiz, mutsuz şey getirir, acı getirir, kararında olanı yerinde olsa da... Düşünmek de korkuludur, bilmediğin şeyi çok düşünürsün, çok da korkarsın, bilmediğin şeyi bazen seversin, sevdiğin şeyden bazen korkarsın, korktuğunda bunun neden olduğunu çözdüğün anda korkun zararsızlaşır, yararlı parazitler gibi. Saf olan, saygı duyulası, lekesiz olan da korkutur fakat başka bir korku güzel kokuludur bu. İçten olan işte bu öyle olmayanı kendinden eder , korktuğundan habersiz bir korkaklıktır bu, en kötüsü, ne olduğunu bilemeden o olman,işte en berbatı bu,en saçması, en çok küfür gerektiren ya da kibar olman gerekiyordur mecaz işte saptırmanın lüzumu yok neyse ...
Nolur, nolur, ''ben'' olmasın her yerde, sen ''ben'' dedikçe yoklaşıyorsun, ''ben'' dedikçe benliğin soğutuyor, ben ben ben yoksun yoksun yoksun, hiçkimsesin, hiçkimseyiz, zerreyiz,zerreciğiz, toz parçaları kadarız şu dünyada, çektiğin acı da kimse yaşamadı bunları dediğin tüm saçmalıklar da öyle tek olduğunu zannetiğin anda bitersin o zaman zerren de kalmaz. nolur nolur bilinse bu nolur...
21 Eylül 2010 Salı
2 Eylül 2010 Perşembe
o renkli gözlü kız için...
Tanımıyorum onu. Tek bildiğimse hikayesi ve adı. Belki hayatının minicik kesiti, belki söküp atmak istediği dönüm noktası. Bazen hiç tanımadığı bir insan ve yaşamı üzerine düşünülebiliyormuş. Bugün senin için yazıcam. İyi biri misin kötü biri misin, seninle bir daha hiç görüşmeyecek miyim yoksa farklı mı hiç bir fikrim yok, bunlar üzerine de düşünmedim. Sadece kendimi yerine koyduğumda ne kadar garip hissettim, bir yere dokundun sanki aynı dünyadaydım ...Eve gidince anneme sebepsiz sarıldım . Anlamıyorlar, anlamazlar demiştin...Belki de haklısın. Çok az da olsa , senin gibi olamasam da anladım desem inanır mısın? Belki alıştın içinde yaşadığın şeye, elinden bir şey gelmemesi seni yordu belki...İnan ne denir bilmiyorum. Ne söylesem hafif kalır, sana deva olmaz. Sadece hazırlıklı olman gereken çok şey var, nolur kendini, ruhunu, aklını koru, ne olursa olsun hasar almasına izin verme. Gülmek , gülmemek bunlar mühim değil sadece yaşadığını bil. Sen yaşıyorsun ,şu an bir şekilde nefes alıyorsun, biliyorum katlanmak zor, insan için bu yük çok ağır çok hem de...Of daha fazla ne denir. Tanımadığım renkli gözlü kız herşeye rağmen çok güçlüsün. Öyle kal. Senin için yapacağım bir şey olsa , minicik, minicik...İçini güldürebilsem minicik...Elimden bir şey gelir mi?
10 Ağustos 2010 Salı
1 Ağustos 2010 Pazar
GELECEĞİ GÖRMEK İSTEMEM
Bu sabah sadece geleceği düşündüm. Uyandığım dakikadan itibaren, olasıkları, olmayasılıklıkları. Mutsuzluk, getirdiği şey buydu, geleceğin ne getirebileceğini tahmin etmek bile umuttan , meraktan yemek demek. Yaşayacaklarımızla yediğimiz meyveler arası bağlantıyı kurunca, meyvelerde durumun daha güzel ve basit olduğunu görüyorsunuz. Muzu seviyorsanız, muzun yumuşak hissine bayılıp, ağzınızda kalan tadına yalanıyorsanız ,yani nasıl hissedeceğinizi önceden biliyorsanız da yediğinizde mutlu olursunuz.
Bilmeniz sizi sadece daha da heveslendirir. Gelecekte ise kesinlik güvenlik ve risk azlığı sağlasa da yanında sıradanlığı barındırıyor. Daha fazlasından mahrum ediyor. Hayal kurdurmuyor. Mutluluk seviyesinin geleceği maksimum yeri bildiğinizden nötrleştiriyor. Demem o ki, olasılıkların fazlalığı bizi hem en çok korkutan hem de en fazla mutlu edebilecek şeyi taşıyor olsa gerek. Hani tek bir hareket ya da sözünüzle geleceğin bambaşka hâl aldığı filmler vardır, hayatta keşkeler ya da iyikiler olarak karşılık bulan hamleler yani...Bu sık sık kafamı kurcalar, tek bir sözüm beni nereye getirdi veya götürüyor. Geleceği görmek istemem, geleceğin küçük mutluluk plânlarını verseler de bilmezler bu yarın su içerizle aynı orana gelene dek basitleşir. Sürprizler daima hoştur, hoş olarak kalmaları için biraz susmayı bilsek, düşünelerimizin de sesiniz kıssak nasıl olur?
Aklıma dün gece Elif'le yaptığım sohbet geldi de, kamuya açık olan kısımlarından bir sonraki yazımda bahsetmeyi istiyorum zira hâla üzerine düşünüyorum...
Bilmeniz sizi sadece daha da heveslendirir. Gelecekte ise kesinlik güvenlik ve risk azlığı sağlasa da yanında sıradanlığı barındırıyor. Daha fazlasından mahrum ediyor. Hayal kurdurmuyor. Mutluluk seviyesinin geleceği maksimum yeri bildiğinizden nötrleştiriyor. Demem o ki, olasılıkların fazlalığı bizi hem en çok korkutan hem de en fazla mutlu edebilecek şeyi taşıyor olsa gerek. Hani tek bir hareket ya da sözünüzle geleceğin bambaşka hâl aldığı filmler vardır, hayatta keşkeler ya da iyikiler olarak karşılık bulan hamleler yani...Bu sık sık kafamı kurcalar, tek bir sözüm beni nereye getirdi veya götürüyor. Geleceği görmek istemem, geleceğin küçük mutluluk plânlarını verseler de bilmezler bu yarın su içerizle aynı orana gelene dek basitleşir. Sürprizler daima hoştur, hoş olarak kalmaları için biraz susmayı bilsek, düşünelerimizin de sesiniz kıssak nasıl olur?Aklıma dün gece Elif'le yaptığım sohbet geldi de, kamuya açık olan kısımlarından bir sonraki yazımda bahsetmeyi istiyorum zira hâla üzerine düşünüyorum...
30 Temmuz 2010 Cuma
Bu yazı epey kişisel baştan söylemeliyim, hiçbir sosyal içeriği,mesajı zımbırtısı yok,gecenin köründe kimseye söylenemedim ve buradayım işte. Beynim örümcek ağlarıyla kaplandı benden beklenense örümceği yerine koymak. İnsan karmaşıktır, hepsi birbirinden farklıdır şu bu tamam biliyorum bu zırvalıkları, sadece düşünce okuyamamak ne zor. Yalan söylemek için herhangi bir nedeni olmayan ve yeterince net olduğunu bildiğiniz bir insanın sözüne inanır mısınız?Ya önceki doğruları şu an gerçek sayılanı zan altında bırakıyorsa. İşte çıkmaz burada, bu düğüm nasıl çözülür? Elbette konuşmak tek yapılabilecek şey ancak bundan tatmin olmak zor. Şimdiki zaman, geçmiş zaman, yakın geçmiş zaman tüm zaman mevhumları birbirine karışmış zihnimimi talan ediyor ve ben üzerine düşünemeyecek kadar tembelim. Olurya düşünürsem derken kendimi hoop içinde buluyorum. Sonuç:kendini değersiz hisseden ve hesapsız kandığı için kendine şöyle bir saydıran küçük hanım....
29 Temmuz 2010 Perşembe
YENİ EROZYON ADAYI
Yanlış falan yazmadım hemen etiketlemeyin adamı canım,okunduğu gibi yazdım.Komik oluyormuş cidden, herneyse ben adayımı koydum arkadaş Trt'yi arayıp bastırıcam bakalım ne olucak?Manga iyi olmuştu tabi,onca politikanın arasından gene iyi sıyrılıyoruz vallahi.Heh ne diyordum adayım "Umut Kaya" . İlk duyduğumda pek karakteristik gelmişti sesi ve bu sesin en az 35'lik bir abime ait olduğunu düşündüm nedense ancak daha taze çıktı kendisi.
Adam da tarz var,müzik var hem bir yol tutturmuşlar üzerine güzelce yazıyorlar,hem gazetede şurda burda da görmedim yanisi işini hakkıyla yapıyor daha ne? Yalnız zorlama olunca ıkına ıkına garip parçalar çıkarabiliyor sanatçılar- geçmişin lekelerinin de gösterdiği üzre-.Yok yok yapmazlar bi daha TeReTe al şu çocukları yamacına...
Ah bu arada müzik tarzına ne ad versem diye düşünmemiştim ama "alaturka rock" deniyormuş-nitekim yerinde olmuş-ve "yanıma yataydı" ,"mevsimler geçerken","mor yazma" gibi fazlaca duyulan şarkıları yanında ,"bana kelime yapma ","senin", "rakı", "anma arkadaş -coverladıkları-" gibi parçaları da gayet hoş seslendirmişler...
Adam da tarz var,müzik var hem bir yol tutturmuşlar üzerine güzelce yazıyorlar,hem gazetede şurda burda da görmedim yanisi işini hakkıyla yapıyor daha ne? Yalnız zorlama olunca ıkına ıkına garip parçalar çıkarabiliyor sanatçılar- geçmişin lekelerinin de gösterdiği üzre-.Yok yok yapmazlar bi daha TeReTe al şu çocukları yamacına...
Ah bu arada müzik tarzına ne ad versem diye düşünmemiştim ama "alaturka rock" deniyormuş-nitekim yerinde olmuş-ve "yanıma yataydı" ,"mevsimler geçerken","mor yazma" gibi fazlaca duyulan şarkıları yanında ,"bana kelime yapma ","senin", "rakı", "anma arkadaş -coverladıkları-" gibi parçaları da gayet hoş seslendirmişler...
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Aşağı in de yeryüzüne bak ...
Benmerkezci , egoist, bencil, kibirli,kırıcı, hükmedici, oyunbozan, duyarsız ve bunun gibi ne kadar sıfat varsa hepsine dahil olduğunuzu hissettiniz mi hiç? O kadar "ben"ininize inebildiniz mi? O kadar "ben" olabildiniz mi?
Halâ kabullenemesem de beynim duygusuzca kırbaçlıyor direnen benliğimi. Yeter diyor yeter artık! Kendini bir an olsun düşünmekten vazgeçsen ne olur? Bir an olsun af diletmektense affetsen ne olur?
Gurur dediğini cebine tıkıp, başını kuma gömmesen ne olur? Ölür müsün? Bir insandan değerli mi yaptıkların? On kişiye iyi davrandın bir kişiyi paramparça ettin adalet mi? Suçlu aramayı bıraksana artık , ömrün şüpheyle, güvensizlikle geçer mi? İki dakika gözünü kapasan sırtından mı vururlar seni? Çekmeden kim seni çeker he kim! Dünya kötü oldu dediler diye bulutlarda mı yatacaksın? Bas artık ayağını yere, bas! Toprakta kirlen, kırıl, parçalan insan değil misin? Koş artık ,durmadan koş! Ayağın kanasa ne olur kalk artık kalk!
Halâ kabullenemesem de beynim duygusuzca kırbaçlıyor direnen benliğimi. Yeter diyor yeter artık! Kendini bir an olsun düşünmekten vazgeçsen ne olur? Bir an olsun af diletmektense affetsen ne olur?
Gurur dediğini cebine tıkıp, başını kuma gömmesen ne olur? Ölür müsün? Bir insandan değerli mi yaptıkların? On kişiye iyi davrandın bir kişiyi paramparça ettin adalet mi? Suçlu aramayı bıraksana artık , ömrün şüpheyle, güvensizlikle geçer mi? İki dakika gözünü kapasan sırtından mı vururlar seni? Çekmeden kim seni çeker he kim! Dünya kötü oldu dediler diye bulutlarda mı yatacaksın? Bas artık ayağını yere, bas! Toprakta kirlen, kırıl, parçalan insan değil misin? Koş artık ,durmadan koş! Ayağın kanasa ne olur kalk artık kalk!
27 Temmuz 2010 Salı
Cansız manken , kırmızı ve yavrucak
Kadın olmak zor arkadaş, zor işte çilesi de konuşmak istediğim konu bu değil. Geçen gün her zaman ki yol hattımda ve her zaman ki saatlerde minibüsümle birlikte trafik yüzünden yolda oturmuş bekliyor idik. Minübüs insanlarıyla camdan dışarı bakıp olur ya değişik bir vukuat görürüz diye bakar iken bir veledül kızın giyim mağzasının cansız manken hatunuyla cebelleştiğini farkettik.
Minik kızımız cansız bedenin giysisini çekiştir çekiştir ediyordu ve mankenin bir kısmını açıkta bırakmayı başardı, hepimizi güldürecek bir kısmını...Sonra bu veledül yavrucak yan dükkanın masaları arasına koştu ki yavaşça yaklaşan dükkan sahibi bayın şerrine maruz kalmasın. Tabi cin göz sahibimizse anında mankeni düzeltip kızımızın bulunduğu yere doğru kırmızı lazerli bir bakış fırlattı ki mazalllah minübüsümüzü dahi yakacaktı.
Yavrucak şanslıydı ki ailesi karşıdan karşıya geçiyordu ve mağaza bayının dürten bakışlarına nanik yapıp minübüse doğru gülümseme isabet ettirerek ablasının tişörtüne yapıştı. Mağaza bayı ise kırmızının güzel tonlarında içindekilerle birlikte dükkanı bomlatacaktı ki gelen velinimetine ayıp olmasın diye içinde patlattı ve trafik açıldı. Yüzlerimizde kalansa kocaman tebessüm...
Minik kızımız cansız bedenin giysisini çekiştir çekiştir ediyordu ve mankenin bir kısmını açıkta bırakmayı başardı, hepimizi güldürecek bir kısmını...Sonra bu veledül yavrucak yan dükkanın masaları arasına koştu ki yavaşça yaklaşan dükkan sahibi bayın şerrine maruz kalmasın. Tabi cin göz sahibimizse anında mankeni düzeltip kızımızın bulunduğu yere doğru kırmızı lazerli bir bakış fırlattı ki mazalllah minübüsümüzü dahi yakacaktı.
Yavrucak şanslıydı ki ailesi karşıdan karşıya geçiyordu ve mağaza bayının dürten bakışlarına nanik yapıp minübüse doğru gülümseme isabet ettirerek ablasının tişörtüne yapıştı. Mağaza bayı ise kırmızının güzel tonlarında içindekilerle birlikte dükkanı bomlatacaktı ki gelen velinimetine ayıp olmasın diye içinde patlattı ve trafik açıldı. Yüzlerimizde kalansa kocaman tebessüm...
17 Temmuz 2010 Cumartesi
Coming soon...

Pek yakında yazmaya devam edebilceğim, çok mu kesin oldu? Buna dair umutlarım yüksek diyeyim o zaman. Hayat akışı yoğun vs. gibi klişeleri kullanmayacağım , bir şekilde yazamadım işte yazmadım. Şunu söylemeliyim ki sıcak ekmek yemeyi ne kadar özlediysem blogumu da öyle özledim -sağlıklı beslenme, haydi az ekmek yemece, amanın azı da beyaz ekmek olmasın zırvalıkları uğruna sıcak ekmeğin arasına yatırılmış peynirden oldum beh!-.
Ne diyordum efendim şimdi okul biter bitmez seyahat çelebi modunda epey gezmenin vicdan azabıyla yazım da boş geçmedi yahu diye sallamak için başladığım stajım halen devam etmekte.Sabır, erdem ve bunun gibi özellikler daha ne kadar süreceğini belirleyecek bu da demek oluyor ki uzun bir süre olmayacak -zira sabır taşının küfrü bastığı insanlardanım- . Çalıştığım iş hakkında uzun bir makale yazayım mı? Hiç sanmıyorum, ben de öyle düşünmüştüm. Neyse ne diyorduk , hımm yazacaklar birikti fakat beynimde istirahat halinde olmalılar şu vakit. Fotoğraflı ,cıngıl bıngıl bir kaç yazı hazırlamayı düşünüyorum. Aralık'ta sinemalarda ...Ah, sinema demişken Nicholas Cage'e kendinden mahrum bırakmadığı için sinemayı şöle büyüğünden bir teşekkürler. Fantastizm hayranlığını mı zekasını mı bayıldığım oyunculuğunu ve duruşunu mu övsem bilemedim, ondan sebep konuyu değiştiyorum.
Bu arada yorgunluğum hayallerimi azaltıyor hasta mı oluyorum acaba? Hem jelibonu da bıraktım , zaten canım sıkkın.Geliş yazısını kısa tutmak lazım, ben filmime bakayım azıcık vaktim var iken...Yakın zaman içinde görüşmek üzere...
1 Haziran 2010 Salı
BİR SONBAHAR GELMİŞ YAZIN SICAĞINA...
yeni yine kırılmalar,kendinden geçmeler ve dünyanın cızlatan yönüne dönmeler...bu saatten sonra bunu yapabilecek olansa ancak dostlar ,dostum sayılanlar.bu saatten sonra parçalanacağım belki yegane varlıklar.en azından böyle düşünelesiler.nedense vazgeçilmeyesiler.belki vazgeçebilenler belki bu yüzten sızlatabilenler.neden aynadaki halimle kalplerinde değilim?neden göremiyorum kendimi gözbebeklerinde?yok muyum aslında?varlığım hissettirmedi mi?sevgim hissedilmedi mi?kör olan ben miyim?önemsendiğimi zannetiğim zirve düşüşüme neden belki...sevdiğim akşamın sabahına gömülmek denir buna.buna ne dendiği de önemsiz belki.insan geçmişimin yığınlarından tepecikler yaptım kendime.farkedemedim çukurlarını.gözlerimin kuyusundan gözükmüyordu ,su tertemiz, berrak sanıyordum. bilemiyordum.kimin neresinde olduğumu göremiyordum.minicik çağlayanlar hüzülerini akıtıyorlar bu defa ,sertçe dökülüyorlar kırıkların üstüne,kırıklar deliyor organları ve oluk oluk kan.hoşgeldiniz kırmızı dünya.siyah fonuna arkdaş dünya.ve dostlar çığlık atar.içerdeyse kalıntısı dahi duyulmaz.deldiğin zara ne diye seslenirsin.madem seslenecektin neden ölmeden evvel söylemedin?her şey bir zamanlamadır derler.bu da öyle dostum sseni,sizi ,onları sevmem zamanlama.beni ,onu ,onları hatırlamanız zamanlama.bunu benim anlatmam saçmalık.bunu sizin yapmamanız ihmalkarlık dostlarım.üzgünüm,üzgünüm,bencilliğime üzgünüm.üzdüğüme üzgünüm,sevildiğime emin olamadığımdan üzgünüm,kaba ruhuma üzgünüm,çığırtkan öfkeme üzgünüm,şeytanın vesvesine üzgünüm,bildiğime kımıldayamadığıma üzgünüm.gene kaybettiğime üzgünüm.bana üzgünüm,beni üzgünüm,benle üzgünüm.dostlarıma üzgünüm,dostlarıma seviyorum,dostlarımı üzülüyorum.ben,bana,bizi,hepimizi.sevilerek,severek,unutarak yaşıyorum.unuttukça yaşıyorum.unutamadığım için acıyorum.unutamadıkça büyüyyorum.büyüdükçe yaşlanıyorum.yaşlandıkça ölüme gidiyorum.sondan değil son olmadan bitmekten korkuyorum....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)